On gün ara verdik. Bilerek sustuk. Sağlık Müdürlüğü’nden tek bir açıklama gelir mi, ortaya koyduğumuz belgeli iddialara dair bir sorumluluk refleksi gösterilir mi diye bekledik. Sonuç değişmedi. Derin bir sessizlik.
Milyonları bulan kamu zararı ve yolsuzluk iddiaları, açık açık belgelenmiş usulsüzlükler, isim, isim anlatılan yolsuzluk şüpheleri karşısında ne bir yalanlama, ne bir inceleme, ne de kamuoyunu aydınlatacak tek bir cümle kuruldu. Bu suskunluk, artık idari bir tutum değil, kurumsal bir zafiyettir.
Kanser çetesi gibi, sağlık tarihinde kara bir leke olarak geçen, insan hayatına doğrudan dokunan olağanüstü bir dosya bile Ankara’dan ses gelmesine rağmen İzmir’deki sağlık yönetiminin kilini kıpırdatmadı. Bu durum, meselenin ciddiyetinin farkında olunmadığını değil; tam tersine, alışkanlığa dönüşmüş bir vurdumduymazlığı göstermektedir. Belgeler ortadayken susmak, iddialar bu kadar ağırken sessiz kalmak, artık masum bir bekleme hali değil; kamu vicdanini yok saymaktır.
Cumhurbaşkanı’nın “zaman zaman müessif haberler görüyoruz” sözleriyle dikkat çektiği, Sağlık Bakanı’nın ise açık bir şekilde “sağlık hizmetlerinde sıfır tolerans” vurgusu yaptığı bir dönemde, İzmir’deki yöneticilerin bu mesajları duymamış olması mümkün değildir.
Ancak görünen o ki, merkezden gelen bu net irade, İzmir sağlık yönetimi açısından bir talimat değil, kulak arkası edilecek bir temenni olarak algılanmıştır. Çünkü bunca belgeye, bunca iddiaya rağmen tek bir idari adim atılmamıştır.
Merkez sıfır tolerans derken, İzmir’de sıfır sorumluluk anlayışı hakimdir. Bu sessizlik yalnızca gazeteciliğe değil; devlete, hukuka ve kamu vicdanına karşı da ağır bir kayıtsızlıktır. Sağlıkta ikinci perde tam da bu nedenle açılmaktadır. Bu kez yalnızca ne oldu sorusunu değil; kim sustu, kim göz yumdu, kim görevini yapmadı sorularını da soruyoruz. Dosya açık, belgeler masada. Başlıyoruz. Ve bu perde, hesap sorulmadan kapanmayacak.
Whatsapp İhbar Hattı: 0533 263 43 78
Mail İletişim: [email protected]


