İzmir’de çocuk kulüpleri üzerinden işletilen “denetim payı” sistemini mercek altına aldı. Velilerden tahsil edilen ücretlerin bir kısmının, belirli yöneticilere “denetim” adı altında aktarıldığı bu yapı; denetim yetkisinin fiilen kullanılıp kullanılmadığı, raporların düzenlenip düzenlenmediği ve kamu zararının oluşup oluşmadığı sorularını gündemin merkezine taşıdı.
TEMİZELLER’in ortaya koyduğu bu dosya, artık idari değil, doğrudan hukuki ve vicdani bir sorumluluk tartışmasına dönüşmüş durumda.
%1’LİK PAY, MİLYONLUK TABLO
Yürürlükteki çocuk kulüpleri yönergesine göre, kulüp gelirlerinin %1’i “denetim yetkililerine” ayrılıyor. Bu yetkililer arasında, İl milli eğitim müdürleri, İl milli eğitim müdür yardımcıları, İlçe milli eğitim müdürleri, İl ve ilçe şube müdürleri, Eğitim müfettişleri yer alıyor.
Bu payın, il milli eğitim müdürlükleri adına açılan ayrı bir banka hesabında toplanarak dağıtıldığı da mevzuatta açıkça yazılı. Yani mesele söylenti değil; belgeli, yazılı ve sistematik bir uygulama.

SORU BASİT, CEVAP YOK! DENETİM YAPILDI MI, YAPILMADI MI?
Bugün İzmir genelinde kamuoyunun yanıt beklediği sorular,
İzmir’de Kaç çocuk kulübü aktif olarak faaliyet gösteriyor?
Bu kulüpler yılda kaç kez denetlendi?
Denetimler hangi tarihlerde, kimler tarafından yapıldı?
Denetim raporları nerede?
Kim, hangi yetkiyle, ne kadar denetim ücreti aldı?
Bu soruların hiçbirine kamuoyuna açık, şeffaf ve denetlenebilir bir cevap verilmiş değil.
HAYME HATUN ANAOKULU DENETİMİNDE REZİLLİĞİN SON PERDESİ YAŞANDI.
PEKİ BİRİM SORUMLUSU İL YÖNETİCİSİ HESAP VERDİ Mİ?
Tartışmaların merkezinde somut ve ibretlik bir örnek duruyor, Buca ilçesindeki Hayme Hatun Anaokulu.
Çocuk kulübü uygulamalarıyla ilgili ortaya çıkan rezaletler, usulsüzlük iddiaları ve yönetim zaafları; denetim mekanizmasının ya hiç çalışmadığını ya da sadece kâğıt üzerinde kaldığını açıkça gösterdi. Eğer Hayme Hatun Anaokulunda hakkıyla denetim gerçekten yapılmış olsaydı yani sözde denetim yapanlar devletten aldığı denetim payının hakkını vermiş olsaydı, bu tablo ortaya çıkar mıydı? veliler bu ölçüde mağdur olur muydu? Kamuoyunu sarsan bu skandallar yaşanır mıydı?
Peki konuyu birde şöyle ele alalım.
Eğer ki Eğitim Müfettişleri bu denetimleri gerçekleştirseydi ve sonrada böyle bir rezil tablo ortaya çıksaydı yani o usulsüzlükleri yolsuzlukları ve bu rezil tabloyu müfettiş görmeseydi! O denetleyen müfettişlerin durumu ne olurdu sizce?

TEMİZELLER DİYOR Kİ!
Eğer bu çocuk kulüplerinin rutin denetimlerini eğitim müfettişleri yapmış olsaydı ve ardından Hayme Hatun Anaokulu örneğinde olduğu gibi böylesine vahim bir tablo ortaya çıksaydı, bugün kimden nasıl hesabı soruluyor olurdu?
Hiç kuşku yok ki o müfettişler, “görmedin mi, denetlemedin mi, raporuna neden yazmadın?” sorularıyla karşı karşıya kalır, haklarında inceleme, soruşturma hatta adli süreçler başlatılırdı. Yani müfettiş için denetim, sadece bir görev değil, doğrudan mesleki ve hukuki sorumluluk anlamına gelir. Buna karşılık, aynı tablo il ve ilçe yöneticilerinin sorumluluk alanında ortaya çıktığında ne bir rapor soruluyor ne de bir hesap isteniyor. İşte tam da bu noktada sistemin adaleti sorgulanıyor. Görmeyen müfettiş yanar, denetlemeyen yönetici susar; ama denetim payı yine alınır. Kamu vicdanını yaralayan çelişki budur.
DENETİM VARSA MÜFETTİŞ, PARA VARSA YÖNETİCİ Mİ?
Bu dosyanın en kritik ve en rahatsız edici noktası ise eğitim müfettişlerinin sistematik biçimde dışlanmasıdır.
Çocuk kulüplerinin açılış sürecinde; Fiziki koşullar, Çevresel riskler, Güvenlik ve eğitim ortamı ilk olarak müfettiş raporlarıyla değerlendirilir. Bir usulsüzlük, bir şikâyet ya da bir yolsuzluk iddiası ortaya çıktığında ise yine aynı adres gösterilir:
“Müfettişler incelesin.” Peki madem her sorunlu dosyada müfettişler devreye giriyor, rutin denetimler neden müfettişler eliyle yapılmıyor?

YÜK MÜFETTİŞTE, PAY YÖNETİCİDE!
Ortaya çıkan tablo nettir.
Sorun varsa………… Müfettiş,
Soruşturma varsa- Müfettiş,
Rapor yazılacaksa- Müfettiş
Para varsa…………… Yönetici
Ama iş denetim payı almaya gelince sahne değişiyor.
Bu kez müfettişler geri planda bırakılıp, il ve ilçe yöneticileri öne çıkıyor.
Bu durum; emek–yetki–ücret dengesinin açıkça bozulması, adaletsizlik ve kayırmacılık anlamına geliyor.
HEDEFTEKİ İSİM TEMEL EĞİTİMDEN SORUMLU İL MÜDÜR YARDIMCISI HASAN VERMEZ BU TABLONUN NERESİNDE?
Çocuk kulüpleri ve denetim payı tartışması büyürken, gözler doğal olarak temel eğitimden sorumlu il müdür yardımcısına çevriliyor. Çünkü bu sistemin idari sorumluluğu, mevzuat gereği Temel Eğitim biriminin uhdesinde.
Yönerge açık, Yetki var, para var, Hesap var, ancak kilit soru hala yanıtsız:
Denetim var mı?
Hasan Vermez ’in sorumluluk alanındaki; Anaokulları, Çocuk kulübü bulunan ilkokullar, bu kulüplerin mali ve idari işleyişi gerçekten yerinde, düzenli ve raporlu biçimde denetleniyor mu?

TEMEL EĞİTİM SADECE ÜNVAN MI?
Temel eğitimden sorumlu bir il müdür yardımcısının görevi; Sadece toplantılara katılmak, Yazışmalara imza atmak, Masada oturmak, Bahçede Müdür beyi karşılamak değildir. Bu görev; Sahaya inmeyi, Okula gitmeyi, Kulüp defterlerini incelemeyi, Gelir–gideri sorgulamayı, Denetim raporlarını istemeyi zorunlu kılar.
Eğer bunlar yapılmıyorsa, denetim payı sistemi etik ve vicdani olarak çökmüş demektir.
DENETİM YAPMAYAN, PAY ALMAMALI!
Kamu vicdanının kabul etmediği gerçek şudur, Denetim yetkisi bir sorumluluktur, pasif gelir kalemi değildir. Denetim payı, koltuk primi hiç değildir. Eğer denetim yapılmıyorsa, bu sistem sorgulanmalıdır, Toplanan paralar açıklanmalıdır, En başta da sorumlular hesap vermelidir.
TEMİZELLER’DEN NET MESAJ
Bu haber dosyası kapanmayacak. Bu sorular Sümen altı edilemeyecek. Denetim yetkisi olanlar ya görevini yapacak ya da aldıkları payın hesabını verecek. Temizeller Gazetesi olarak; sormaya, belge istemeye ve kamuoyu adına hesap sormaya devam edeceğiz.
Belgesel tadında bir haber dizisi sizleri bekliyor sakın kaçırmayın…
Whatsapp ihbar hattı: 0533 263 43 78
Mail iletişim: [email protected]





