BU MAKAM KİBİR KALDIRMAZ!
Ahmet TÜBCEL
Bazı insanlar bir makama gelir gelmez değişir. Sanki o koltuk kendilerine devlet tarafından bir emanet değil de şahsi bir saltanat verilmiş gibi davranmaya başlar, ses tonları, bakışları ve insana yaklaşımları bir anda başkalaşır. Devletin verdiği görev sorumluluğu büyüdükçe insanın küçülmesi, tevazu göstermesi ve daha çok dinlemesi, milletin derdiyle dertlenmesi gerekirken, maalesef makamın gölgesine sığınıp kibir üretenleri hayretle izliyoruz.
İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul hakkında benim bu süreçte edindiğim izlenim tam olarak budur.
"Sayın Ayhan Kul; Erzurum’da bir hastanenin başhekim yardımcılığından, 5 milyonluk dev bir metropolün sağlık idaresine uzanan bu hızlı 'zıplama', belli ki sizin heyecanınızı artırmış olabilir, ancak İzmir’in liyakat terazisinde derin bir boşluk yaratmıştır. Gönül isterdi ki; bu kadim şehrin sokaklarını bilen, sistemin her bir çarkına dokunmuş, telefonları İzmir halkı için 24 saat kesintisiz açık olan ve bu kentin dinamikleriyle ruhu birleşmiş onlarca, yüzlerce kıymetli hocamız dururken emanet ehil ellerde olsun. İzmir’e yıllarını vermiş bunca tecrübe ve birikim varken, bu şehrin sağlığını 'yönetmeyi' değil, sadece o koltukta 'oturmayı' tercih eden bir anlayış, bu şehre yapılabilecek en büyük haksızlıktır."
Ancak İzmir’i yönetmek; yanınıza bir fotoğrafçı, bir kameraman alıp hastane koridorlarında "tribünlere oynamaya" benzemez. İzmir sağlıkta asıl sorun sadece sessizlik değil, vatandaşı ve kamu vicdanını yaralayan bu üstenci "yönetim dili “dir.
Sahi Sayın Müdür, Siz Kimden Yanasınız?
İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’nde derin bir sessizlik hakim olabilir ama belgeler bağıra bağıra konuşuyor. TEMİZELLER olarak aylardır sorduğumuz her somut soru, ortaya koyduğumuz her resmi belge karşısında "üç maymunu" oynamanız artık bir iletişim tercihi değil, kamu vicdanını yaralayan bir zafiyettir.
AÇIKÇA DEFALARCA TEMİZELLER OLARAK SORDUK,
Devletin Avukatı Devletin Hakkını Savunmaz mı?
Kurum avukatlarının duruşmalara girmediği, devletin alacaklarının sahipsiz bırakıldığı belgeleri ile ortaya koymuşken, hukuk biriminin devletin alacaklarından "topluca ve usulsüzce" vazgeçtiği belgeler karşısında neden susuyorsunuz? Neden zahmet edip açıklama yapmadınız? Devletin kasasından çıkan her kuruşun bekçisi olmanız gerekirken, bu sessizlikle kimlerin menfaatini koruyorsunuz?
241 Harddisk Nerede?
"Devletin hafızası, milli güvenlik sınırlarını zorlayan kritik verilerin bulunduğu 241 harddisk kurumdan koli koli dışarı çıkarılırken suçüstü yakalanıyor; ancak sizin emrinizde bulunan tüm yöneticiler, bu skandalı adli makamlardan aylarca gizleyerek kurumsal bir örtbas çabasına giriştiklerini tüm Türkiye gibi sizde bizden öğrendiniz! Şimdi sormak gerekir: Neyin üzerini örtüyor, kimden korkuyorsunuz? Bir İl Sağlık Müdürü olarak çıkıp; 'Kıymetli İzmirliler, benden önceki dönemde maalesef böyle vahim bir olay yaşanmış; idari süreçlerde eksikler bırakılmış olabilir ancak biz devletin namusunu korumak adına tüm ihmallerin üzerine gideceğiz, halkımızdan özür dileriz' demek bu kadar mı zor? Bu basit bir nezaket değil, devletin vatandaşına olan borcudur. Fakat ne yazık ki İzmir halkı olarak biz, o vakarı ve o devlet adamı nezaketini sizde göremedik."
Maskeli Balo ve Kurum Ciddiyeti
Kamu binasında, mesai saatleri içinde "maskeli balo" havasında yılbaşı partisi yapan personelin görüntüleri vicdanları sızlatırken, İzmir halkından bir sağlık il müdürü olarak özür dilemeyi hiç düşünmediniz mi? Devletin makamı eğlence merkezi mi, yoksa hizmet kapısı mıdır?
"Kendi hastanenizin il sağlık müdürlüğüne hitaben yazdığı resmi yazıda “ayıplı mal veriyor” deyip 'Bu firma 2027 yılına kadar yasaklı olmalıdır ve derhal ihale dışı bırakılmalıdır' yönündeki yazılı ve imzalı yazılarına rağmen, hangi idari cüretle 257 milyon TL’lik kamu kaynağı bu firmaya teslim edilmiştir?
Bir yanda halkın parasıyla birim fiyatı 580 TL’den yapılan alımlar, diğer yanda aynı nitelikteki ürünün bir yıl sonra 280 TL’ye temin edilebildiği gerçeğini TEMİZELLER ortaya çıkarıp belgelemişken, oluşan bu devasa fark kimlerin hanesine 'kamu zararı' olarak yazılmıştır?
Sayın Müdür; bu ağır tablo karşısında sorumlu ismi olan Yenal Duğral’ı görevden el çektirmek yerine, adeta ödüllendirir gibi Urla Devlet Hastanesi’ne Başhekim Yardımcısı olarak atadınız. Bugün o isim, başhekimlik katı yerine hastanenin üçüncü katında, yine kamu kaynaklarıyla kendine 'özel bir dünya' kurup otururken, İzmir halkı adına soruyoruz, bu koruma kalkanı gücünü nereden almaktadır?"
Kendinize gelin sağlık yetkilileri, belgelerin çığlık attığı bu tabloda 'sessiz kalmak' artık bir tercih değil, bu ağır vebale ortak olmaktır!"
Yani diyeceksiniz ki ben bunlar olduğunda burada değildim veya benden önceki dönemlerde olmuş!
...Kendinize gelin Sayın Müdür! Bakın Ayhan Kul; devlette devamlılık esastır. Siz bir terzi atölyesini ya da şahsi bir işletmeyi değil; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en stratejik kurumu olan Sağlık Bakanlığı’nın İzmir’deki zirvesini temsil ediyorsunuz. Oturduğunuz koltuk, bir imtiyaz alanı değil, her bir kuruşun ve her bir canın hesabının sorulacağı bir sorumluluk makamıdır. Devletin ciddiyeti, iddialar karşısında susmayı değil, o makamın vakarıyla hesap vermeyi gerektirir. Bilmem, temsil ettiğiniz o büyük iradenin ağırlığını yeterince anlatabildim mi?"
Bu Gömlek Size Beş Beden Büyük Geldi!
İzmir gibi sağlık yükü ağır bir şehirde; sadece protokol turları düzenleyerek, sosyal medyada klip yayınlayarak bu işi yürütemezsiniz. Siz artist değilsiniz, sinema oyuncusu hiç değilsiniz! Burası bir film platosu, emrinizdeki devlet memurları da sizin figüranlarınız değil!
Halk sağlığı fotoğraf karelerinde değil, vatandaşın kapısında olur. Buca Belediyesi mahalle mahalle dolaşıp vatandaşın şekerini, tansiyonunu ölçerken; asli görevi bu olan İl Sağlık Müdürlüğü sahada neden yok? Çünkü zihinler çözüm üretmeye değil, kibri büyütmeye odaklanmış durumda.
İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Hesap Verme Makamı, Kibir Alanı Değildir!
Sayın Ayhan Kul şunu bilmelisin ki! Bu makam yüksekten konuşma makamı değildir. Bu makam "ben yaptım oldu" yeri değil, hesap verme yeridir. 6 milyarlık yemek ihalesinden, kanser hastaları üzerinden döndüğü iddia edilen rüşvet çarklarına; yasaklı olması gereken firmalara verilen 257 milyonluk ihalelerden, tıp merkezlerindeki denetim zafiyetlerine kadar her başlık sizin sorumluluğunuzdadır.
"Bilmiyordum" demek bir yönetici için mazeret değil, acziyettir. Ya denetim yaptınız sonucu açıklayacaksınız ya da denetim yapmadınız ve bunun hesabını vereceksiniz!
Son Sözüm Şudur,
"Artık kendinize gelin; İzmir’in ihtiyacı olan şey vitrin fotoğrafları değil, hesap verebilir bir yönetim iradesidir! Devlet ciddiyeti, makamın gölgesine sığınıp kibir üretmekle değil, milletin derdine derman olmakla ölçülür. İzmir sağlıkta bir yangın yerine dönmüşken, her köşe başında bir usulsüzlük belgesi feryat ederken, siz 'nezaket ziyaretleri' ile vakit öldürme lüksüne sahip değilsiniz. Makamınız ses yükseltme değil, çözüm üretme makamıdır."
İzmir, sizin siyasi hayallerinize basamak yapılacak bir şehir değildir. Bu şehir reklam kareleri değil, hesap verebilirlik istiyor. Çünkü bu makam kibir kaldırmaz!