• Dolar 6.597
  • Euro 7.052
  • GR ALTIN 350.57
  • ÇEYREK 575.38

  • 25 Kasım 2019, Pazartesi 10:33
ÖzlemAnadol

Özlem Anadol

Geçmişten Günümüze Sanatın İzleri: Toplumda Sanatın Gücü

*İnsanlığın geleceğini bize bildirecek olanlar, Altın çağı geçmişten geleceğe taşıyacak olanlar, hayal gücünün sahibi sanatçılardır.”

Saint Simon

Her sanatçının gerçeği ve düşü kendi renkleriyle şekillenen bir çemberdir. İçinde renklerini, yeryüzü dünyasını ve düşü barındırır. Yaşadığı acılar, toplumsal olaylar, tarihsel süreç, ekonomik ve politik gerçekler etkilerken bir taraftan harekete geçiren unsurlar olarak var olur. Bu varoluş da çizginin gücüyle, farklı ışık- gölge etkileriyle güçlenir. Tıpkı ağaçtan düşen güzel bir yaprağın, savrulmasını beklemesi gibidir. Fakat ağaç sonrasında dallarının yeşereceğini bilir. Bu anlatım şekillendiğinde sosyal-ekonomik ve ruhsal durumu da resmedebilir.

 

O zaman öncelikle geçmişten günümüze sanatın tarihsel gelişimine değinelim.

 

Toplumda sanat, insanın hayal gücü ve üretme yeteneğiyle birçok alanda güçlenmiştir. Buna paralel olarak endüstrinin gelişimine katkı sağlamıştır. İlkel dönemlerde mağara yüzeylerinde ve zamanla ilk heykelciklerle başlayan sanatsal yaratma gücü ilerleyen dönemde hız kesmeden ilerlemiş kişisel anlatımdan da öteye geçerek kimi zaman Yunan ve Roma da görüldüğü gibi tanrıların heykellerinde, kimi zaman Ortaçağ’da olduğu gibi dinsel yazmalarla kendini göstermiştir. Bunun yanı sıra savaş, siyaset, endüstri ve kültür konuları da ayrı işlenmiştir. Rönesans’la başlayan hümanist düşüncenin ışığında insan bir bilgi objesi olmuş ve her anlamda araştırılmıştır. Resimsel araştırma ve betimleme natüralist anlatımı ve perspektifi beraberinde getirmiştir. Barok ise, klasik üslubun doğaya yönelik gözlemci yapısına, abartılı detaylar, süslemeler katmıştır.

Sanayi Devrimi sonrası gelişimde sanat-sanayi ilişkileri yer alırken 20.yy avangardının iki şekilde bölünmesine yol açmıştır. Biri akla, diğeri hayal gücüne öncelik vermiştir. Bu gelişimler sonucunda insanları ancak hayal dünyasının duyuları ve duygularının yer aldığı sanat etkileyerek, sınırları aşmıştır. Söz konusu toplumda sanat emekle birleşerek güçlü bir “yapıtı” var etmiştir. Yani sınıfsal mücadele içerisinde şairini işçi ederken, ürettiği düşleri de endüstrileştirmiştir.

Tüm gelişim içerisinde dine, siyasi otoriteye ve aristokrat kesime hitap ederken, Fransız İhtilali sonrasını izleyen yıllarda sanatta burjuvanın egemenliği başlar. 19. Yüzyılın ortalarına gelindiğinde ise realizm başroldedir. Buna göre gerçek, olduğu gibi, tüm detayları ve kusurlarıyla, yapay bir güzellik arayışına kaçmadan sanata yansımıştır. Bu yansıma emek-sanat ilişkisinde, "William Morris; hayatın estetikleştirilerek, ya da güzelleştirilerek yenilenebileceğine inanır. John Ruskin, İngiliz romantikleridir. Onun için sanayiye karşı sanatı ve zanaatı savunur.” Sanat yapıtları her zaman resimde, şiirde, bir fotoğraf karesinde hayal gücünü korumuş ve yansıtmıştır. Kültür endüstrileşmesiyle, maddi mal üretiminin sanat dışı tekniği sayesinde farklı bir boyut kazanır.

Peki, bu boyut sanat yapıtının estetik boyutu karşısında özerkliğini yitirmesine ve bir meta haline gelmesine yol açmaz mı?

Endüstrinin kültür metalarında Breht’in ve Suhrkamp'ın daha otuz yıl önce dile getirdikleri gibi, kendi içerikleri ve bu içeriğe uygun biçim değil, değerlenmeleri ilkesi esas alınır. (Kültür Endüstrisi, 110.s) Söz konusu sanat yapıtlarının özerkliği kültür endüstrisiyle ekonomik açıdan, iktisadi olarak en gelişmiş ülkelerde sermayenin değerlenmesi için yeni olanaklar aranmıştır. Paraya ve sınıfsal konuma dayalı kimlikler ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla 1990'lı yılların ortalarında değişime uğramış piyasa dostu bir sanat ortaya çıkmıştır. Bu sanatta kimlikler, hangi biçimde iç içe geçip hangi yöne savrulacakları tüketimciliğin gel-gitlerine bağlı olan, ele avuca sığmaz çağrışımlara dönüştü. Bunun en çarpıcı örneği, Kara Walker'ın başarılı çalışması “Camptown Kadınları” olmuştur. Karikatürize figürler, tatlı bir peri masalı havasında, en korkunç eylemleri gerçekleştiriyordu. (Çağdaş Sanat Bianeller, Kültür Savaşları, 28.s) Walker'ın bu çalışmasının yalnızca bastırılmış fantezi ve arzulara sesleniyordu.

Bu açıdan baktığımızda sanat eserleri ile toplum arasındaki ilişki farklı boyutlarda emek-sanat olarak incelediğimizde,

Bir binanın inşasında çalışan zanaatkârlar oranın işçisi olarak görülebiliyor. Aslında o yapının hayal gücüne, emeğine sahip olan asıl kişilerdir. Soğuk Savaş dönemi sonrasında gelişen ticaret ve ekonomi sanatında buna bağlı olarak gelişiminde rol oynamıştır. Söz konusu sanatı etkileyen toplumsal hareketlenmeler resimde, şiirde, müzik de ve tiyatro da iç içe yer almış sanatçılar kendi çizgilerini oluşturmuştur. İş ile işveren arasındaki ilişki, sanat ile sanayi arasındaki ilişki kavramları ekonomik, siyasal, kültürel kavramların karşılıklı etkileşimleridir.

Söz konusu toplumsal sanatın gelişimi emek ile insanın ilişkisinde oluşan duygusal ve üretken diyaloğudur. Bu etkileşim Karl Marx'a göre meta üretimi ve ona eşlik eden, işçiyi soyut bir iş gücüne dönüştüren emeğin metalaşmasıdır. Kapitalist toplumdaki yabancılaşmayı anlamanın kilit unsurudur. Marx, işçinin yabancılaşmasının birbiriyle ilişkili dört boyuttan oluştuğunu öne sürüyordu: “emeğin ürünlerine yabancılaşma, *emek sürecine (çalışma faaliyetine) yabancılaşma, *işçinin kendi tür varlığına yabancılaşması ve bunun sonucu olarak da *başka işçilere (insanlığa) yabancılaşma.”

Sanatın gelişiminde toplumsal olaylar göz ardı edilemez. Emek-sanat ilişkisinde örneklendirecek olursak, Ken Baynes'ın, Toplumda Sanat eserinde bahsettiği üzere, herkesin söylediği bir türkü vardır. Ancak bu türküyü herkes farklı şekilde söyler ve üretir. Örneğin denizcilerin söylediği türkü ile madencilerin söylediği şarkılar farklıdır. Madende türkü için ayrı bir soluk yoktur. Çünkü madenci yer altına indiğinde, zor işte olduğunun bilincindedir. Bir yandan iş kazaları, sendika çatışmaları ve o işin yapılış biçimiyle ilgili türküleri ve öyküleri ilişkilidir. (Sanat ve Toplum, Ken Baynes,44.s) Her an yaşayacağı tehlikenin farkındadır. Emek, kişinin bazen zorla bazen de hazla gerçekleştirdiği eylemlerin sonucudur. Bu sonuç bazen bir fırça darbesinde, bazen nefeste, bazen de bedende gizlenmiştir. Bu toplumsal gelişmeler her alanda olduğu gibi emekçinin, hayal çizgilerini farklı boyutlara taşımıştır. Sınırları aşan çizgilerde sanat eserlerinin yer alması sağlanmıştır.  

Sanatın toplumdaki gücü, öyle kuvvetlidir ki Soğuk Savaş döneminin sona ermesinden sonra sınır tanımayan kültür özelleşmesi, kültür endüstrisiyle iç içe girmiştir. Geçmişten günümüze baş döndüren bir hızla sanat yapıtları ortaya çıktığı yer ve zamanın ürünü olarak kalmaz onu biçimlendirir, daha sonra ki yapıtlara zemin hazırlar. Sanat emeği, kültür endüstrisiyle üretimin güçlenerek çeşitli dönüşümlere uğramıştır. Bu endüstri toplumda; medya, yayın, iletişim, reklam, poster, tasarım gibi konularla güç kazanmıştır. Bir bakımdan sanat, sergiler, müzeler, bienaller, festivaller, fuarlar, galeriler aracılığıyla kültür endüstrisinde yerini almış ve yaygınlaşmıştır. Sanatın birleştirici gücü, emeğin zaferidir. Yani değişim toplumda, sanatla başlar. Bu güç toplumun ve sanatın gücüdür. Sanatçının özerk ve özgür hayal gücü kendi zihninde ve yüreğindedir.  Guy  Debord’un dediği gibi:

“Öncelikle, dünyayı değiştirmek gerektiği görüşündeyiz. İçinde kendimizi sıkışmış hissettiğimiz hayatta ve toplumda olanaklı en özgürleştirici değişimi arzuluyoruz. Bu değişimin uygun eylemlerle mümkün olduğunu biliyoruz.”

 

Kaynakça

*Ken Baynes, Toplumda Sanat, YKR, İstanbul-2002

*Artun, Ali, Sanat Manifestoları "Avangard Sanat ve Direniş", İletişim, İstanbul-2010-2011

*Theodor W.Adorno, Kültür Endüstrisi Kültür Yönetimi, İletişim, İstanbul-2007

*Jullian Stallabrass, Sanat A.Ş Çağdaş Sanat ve Bianeller, İletişim,İstanbul-2009

*Tunalı, İsmail: Sanat Ontolojisi, Sosyal Yayınlar-İstanbul

 

Erişimler

*http://www.e-skop.com/

*http://www.aliartun.com/content/detail/50


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık