Artık hiç bir şey gizli kalmayacak!

  • Dolar 5.8658
  • Euro 6.5313
  • GR ALTIN 281.89
  • ÇEYREK 460.9

  • 06 Ağustos 2019, Salı 9:20
BülentKorkmaz

Bülent Korkmaz

Türkiye'de Dernekler Mevzuatının Tarihi Gelişimi

1909 yılında çıkarılan Türkiye’nin ilk Cemiyetler Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanuna göre dernek kurmak için izin almak gerekmiyordu, derneğin kurulduğu, kurulduktan sonra haber verilebiliyordu.

Aynı yıl çıkarılan Genel Toplantılar Kanunu’na göre şiddet içermediği sürece derneklerin toplantı yapması da izne bağlı değildi.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1924’te ilk anayasa çıkarıldı. Bu anayasa da “Türklerin tabii hak ve özgürlükleri” arasında toplantı yapma ve dernekleşme özgürlükleri de yer almaktaydı.

1909 tarihli Cemiyetler Kanunu’na, dernek üyelerinin 18 yaşından büyük olması ile cinayetten mahkûm ya da medeni haklardan mahrum olmaması şartı ile hükümetin derneklerin her türden iş ve işlemini her zaman denetleyeceği hükmüne yer verildi.

1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun ile, tüzel kişiliklerin kuruluşu ile ilgili bir çerçeve oluşturmuş ve demokratik bir açılım getirilmiştir.

Bu kanun ile bir kişi topluluğunun tüzüğünde dernek oluşturma isteğini açıkladığı anda tüzel kişilik kazanacağı; tüzel kişiliğin isterse idareye başvurup derneği tescil ettirebileceği öngörülmüştür.    

Yine bu kanun ile derneğin amacı kanunlara ya da genel ahlaka aykırı olursa, hâkim tarafından kapatılabileceği hükmü getirilmiş ve kanunlarda suç olarak görülen konularda dernek kurmak, suç sayılacağı için Medeni Kanun’da ayrıca “kurulması yasak olan dernekler ve yasak faaliyetler” sayılmamıştır.

Derneğin denetimini esas olarak üyelerine bırakan ve derneklere “güvenen” bir anlayışla hazırlanan bu kanunun demokratik ilke ve kuralları, 1946 yılına kadarki tek parti döneminde, devletin dernekler üzerindeki otoriter denetimi ve baskısı nedeniyle gereği gibi uygulanamamıştır.

1938 yılında çıkarılan Cemiyetler Kanunu’ndan itibaren bugüne kadar hazırlanan tüm kanunların en önemli ortak özelliği ise, dernekler kanunlarına derneğin amacına ve kurucularının niteliğine ilişkin yasaklamalar ve sınırlamalar içeren hükümlerin konulmasıdır.

Dernekler Kanunlarına, “kanuna aykırılık” dışında yasaklar koyma anlayışı, hemen her dönemde yeni suçlar yaratmaya ve örgütlenme özgürlüğünü sınırlamaya yönelik uygulamalara sebep olmuştur.

1938 yılında yasalaşan kanunla, dernekler gerek kuruluş gerekse işleyiş bakımından devletin sıkı denetimi altına alınmış, böylelikle yürürlükteki 1926 tarihli Medeni Kanun’un demokratik kuralları fiilen geçersiz hale getirilmiş oldu.

Çok partili döneme geçiş sürecinde, 1946 yılında yeniden değiştirilen Cemiyetler Kanunu’na göre, “Aile, cemaat ve ırk esasına dayanan” dernek kurmak yasaklanmıştı.

Daha kapsamlı yasaklamalar barındıran 1972 tarihli Dernekler Kanunu, dernek kurma hakkını iyice daralttı.

Bu kanunla, derneğin kuruluşun formalitelerini çoğaltan ve kuruluş sürecini zorlaştıran, bu formalitelerin yerine getirilip getirilmediğini idarenin incelemesine bağlayan hususlar ön plana çıkarıldı.

Beyandan söz edilmekle beraber, fiilen izin sistemi uygulanmaya başladı, yasaklanan amaçların sayısı artırıldı ve kişilerin dernek kurma hakları da sınırlandı.

Kamu görevlilerinin ve öğrencilerin örgütlenme özgürlükleri iyice kısıtlandı.

1972 kanunu, “Dernek sayısının gittikçe artması, bu gidişle toplum hayatı için çok denebilecek bir ölçüye çıkmak eğilimi göstermektedir,” ifadesiyle gerekçelendirilmiştir.

Bu kısıtlama süreci,1980 askeri darbesinin ardından oluşturulan 1982 Anayasası’nda ve bu anayasaya göre çıkarılan Dernekler Kanunu’nda daha belirgin bir biçimde kendini gösterdi.

 “Kamu düzeni” kavramını en sert şekliyle örgütlenme özgürlüğünün önüne koyan bu yeni yasa, dernekleri devlet için tehlikeli, örgütleri potansiyel suç odağı olarak gören bir anlayışı ortaya çıkardı.

Kanuna hâkim olan yasakçı anlayış, yasak ve izne bağlı faaliyetlerin alanını genişleterek, dernek kurma ve derneğe üye olma hakkını daha da kısıtladı ve derneğin denetimini tümüyle devletin kontrolüne bıraktı.

Türkiye’nin örgütlenme mevzuatı, 2002 – 2005 yılları arasındaki süreçte çıkarılan bir dizi Avrupa Birliği müktesebatına uyum yasası ile değiştirildi. AB üyelik sürecinin 2002 – 2005 yılları arasında hız kazanmasıyla, hukuki alanda yıllardır gerçekleştirilemeyen demokratik düzenlemeler, kısmi de olsa bu birkaç yılda gerçekleştirildi. Son olarak Kasım 2004’te, 5253 sayılı yeni Dernekler Kanunu yasalaştı.

Yukarıda özet olarak tarihi süreçte çıkarılan dernekler kanunlarının içeriklerini ve özelliklerini kısaca açıklamaya çalıştım. Burada dikkat çeken en önemli husus ise,1909 ile 1938 yılları arasında derneklere yönelik çıkarılan kanunların demokratik bir anlayışa sahip olmasıdır. 1938 ile 2002 yılları arasında ise, kısıtlayıcı ve baskıcı bir anlayışla kanun çıkarıldığı görülmektedir.2002 yılından sonra tekrar demokratik bir anlayış geliştirilmeye başlanmıştır.

Burada göze çarpan sürecin tersten işlemesidir. Toplumsal süreçte örgütlenme özgürlüğü normal olarak zordan kolaya doğru gitmesi gerekirken, bizde tam tersi olmuştur.

Bu yaklaşımda uzun yıllar örgütlenme özürlüğünün önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkmaktadır.

2002 yılından itibaren tekrar başlayan demokratik örgütlenme anlayışına yönelik kolaylaştırıcı ve destekleyici süreç daha da gelişerek devam etmelidir.

Böylelikle örgütlü toplum ve örgütlenme konusunda beklenen süreç gerçekleşecektir.

NOT: Değerli okuyucular; STK’lar ile ilgili soru ve sorunlarınızı, görüşlerinizi bulent35@gmail.com  mail adresinden iletirseniz, yazılarımıza katkı koymuş olursunuz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Site en altı
yukarı çık