SİNAN KUZUCU’DAN DOĞDUĞU TOPRAKLARA BÜYÜK VEFA!

Kaderi fırın önünde değişen Sinan Kuzucu, zirvede bile mütevazı kaldı. bu millet'in çocukları için fen lisesi hayali gerçek oluyor!

Hayat, biz planlar yaparken başımızdan geçenlerin toplamıdır derler. Ama bazen öyle anlar vardır ki, adına "kaderin kırılma noktası" dersiniz. Sadece 20 dakikalık bir gecikme, bir insanın ömrünü, o insanın ömrü de binlerce gencin geleceğini baştan aşağı değiştirebilir. Tıpkı Sinan Kuzucu’nun hikayesinde olduğu gibi…

O gün sıradan bir pazar günüydü. İçinde sadece öğretmen olma hayali taşıyan, henüz o kutsal kürsüye kavuşamamış, cepleri belki boş ama yüreği memleket sevdasıyla dopdolu bir genç adam yürüdü mahallenin fırınına. Tek amacı evine taze bir ekmek almaktı. Meşhur Velioğlu fırınının önünde, burnuna gelen o taze ekmek kokusuyla beklerken, ustadan 20 dakika beklemen lazım evlat..." dediğini işitti.

İşte o fırın önünde çaresizce beklenen 20 dakika, Türkiye’nin eğitim tarihine yön verecek bir ömrün doğum sancısı, yukarıda ilahi bir kalemin onun için çizdiği upuzun bir kader çizgisiydi.

Zamanı boşa harcamamak, içindeki o bitmek bilmeyen öğrenme ve öğretme aşkına bir çıkış yolu bulmak için üst kattaki dershaneye yöneldi adımları. Kafasında bin bir soru işaretiyle kapıdan girdiğinde, karşısındaki dershane sahibinin dudaklarından dökülen o cümle, dünyalık bakan biri için bir hayal kırıklığı olabilirdi, "Sana fazla para veremeyiz ama gel çalış..."

Ama o genç adam, parayı değil; mesleğine, geleceğin çocuklarına ve o çocukların gözlerindeki ışığa olan inancını seçti. "Baş üstüne" dedi, ceketinin önünü ilikledi ve büyük bir aşkın, eğitime adanmış koca bir ömrün ilk harcını oracıkta, o fırın kokulu sokakta kardı.

O genç adam, bugün milyonlarca öğrencinin hayatına dokunan, adını duyduğunda her gencin gözünün içi parlayan SİNAN KUZUCU’YDU…

DÜNYADA ÇOK ŞEY KOLAY’DA, İNSAN OLMAK ZOR…

Bugün Sinan Kuzucu’yu sadece başarılı bir yayıncılık markası, Milli Eğitim Bakanlığı’nın dev bir paydaşı olarak anlatırsak eksik kalırız. Biz bugün onun tabelasını değil, günümüzde adeta soyu tükenmeye yüz tutmuş o büyük erdemini, "insan kalabilme" mücadelesini yazıyoruz.

Çünkü çok iyi biliyoruz ki bu çağda insan kalabilmek, avucunun içinde kor bir ateşi tutmaktan farksızdır artık.

Cömert olursunuz, zayıflık sanıp "aptal" yerine koymaya çalışırlar.

İyi olursunuz, içindeki o safiyeti kendi çıkarları için kullanmak isterler.

Herkes eğilip bükülürken sen dimdik durup doğruyu yaparsın, acımasızca eleştirirler.

Başarılı olursunuz, çamur atarlar, kıskançlık oklarına hedef olursunuz.

Seversiniz, kıymet bilmezler…

İnsan, Allah’ın yarattığı en mükemmel varlıktır. Bizi etten ve kemikten ayıran şey; ruhumuza üflenen ahlaktır, edeptir, ar duygusudur, Allah korkusudur. Ne hazindir ki, sadece kendi nefsi ve hırsları için yaşayanlar, insanlığın bu kutsal değerlerini yerle bir etmek için yarışıyor günümüzde.

İşte Sinan Kuzucu’yu İzmir’in ve bu ülkenin kalbine bir "değer" olarak kazıyan sır buradadır. O, başarısının en parıltılı zirvesine çıktığında bile ruhundaki o mütevazılığı, o alçakgönüllülüğü hiç kaybetmedi. Sağ elinin verdiğini sol eline göstermedi, feryat figan yardımlar yapıp kameralara oynamadı. İyiliği bir zırh gibi giyindi, yaptığı tüm hayırları bir sır gibi sakladı ve sessizce paylaştı.

BUCA SOKAKLARINDAN DOĞAN MUHTEŞEM BİR RÜYA

Şimdi bu eğitim sevdalısının yüreğinde, doğup büyüdüğü, havasını soluduğu topraklara, İzmir’in Buca ilçesine dair kocaman bir vefa borcu, bambaşka bir rüya filizleniyor. Kendi adını taşıyacak, geleceğin bilim insanlarını yetiştirecek muhteşem bir Fen Lisesi kurmak için gecesini gündüzüne katıyor, resmi görüşmelerini büyük bir titizlikle sürdürüyor.

Buca’nın çamurlu sokaklarında yetişen bir çocuğun, gün gelip yine o sokağın çocuklarına dünya standartlarında bir bilim yuvası, aydınlık bir gelecek bırakma çabasından daha asil ne olabilir?

İyi ki varsın Sinan Kuzucu… Bu ülkenin, bu şehrin paraya tapmayan, şöhrete aldanmayan, "başarırken insan kalabilmeyi" en büyük zafer sayan senin gibi vefalı yüreklere ihtiyacı var.

O fırın önünde beklediğin 20 dakika, bu memleketin aydınlık yarınlarının mayası olmuş. Yolun açık, hayalin tez zamanda gerçek olsun koca yürekli öğretmenim... Kurduğun o fen lisesinin bahçesinde çınlayacak çocuk sesleri, senin bu dünyaya bıraktığın en güzel dua ve en ölümsüz eser olacak.

Ne demiş atalarımız “Sakın bir çiviyi küçümseme Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir yiğidi, bir yiğit bir memleketi kurtarır!”

Allah Sayılarını Artırsın Senin Gibilerin İyi ki Varsın…

“SİZİ KALBİNİZİN SAHİBİNE EMANET EDİYORUM”