Ruhu olan robotlar, robotlaşan ruhlar...

Yapay zeka çağında herkesin 'haberci' olduğu bir dünyada, sahada geçen 12 yıllık emeğin, dökülen alın terinin ve gerçeğin kokusu nereye gidiyor?

Geçen gün bir bardak çay eşliğinde, bilgisayar ekranın karşısında oturmuş yapay zekanın sadece birkaç saniye içinde harikulade bir yağlı boya tablo çizmesini izledim. Hemen ardından, tıp dünyasında doktorların gözünden kaçabilecek tümörleri nasıl milimetrik bir doğrulukla tespit ettiğine dair bir makale okudum. Ancak bir gazeteci olarak beni asıl ürperten, kendi mesleğimin düştüğü durum oldu. Bugün interneti açtığınızda okuduğunuz haberlerin, analizlerin kaçı gerçekten bir gazetecinin elinden çıkıyor, kaçı bir algoritmanın saniyeler içinde klonladığı satırlardan ibaret?

Teknoloji sayfalarında gezinirken ister istemez o meşhur soru zihnime düştü: "Yapay zeka her şeyi yapıyorsa, bize ne kalıyor?"

Görünen o ki, yapay zekanın en hızlı baltaladığı, adeta "bitti bitiyor" dedirttiği mesleklerin başında gazetecilik geliyor. Artık herkes yapay zekadan haber yazar oldu. Dile kolay, ben bu meslekte 12. yılımı geride bıraktım. Bu 12 yıl boyunca sahaya çıkarak, o sokakların tozunu yutarak, olaydan olaya koşturarak ve mesai saati nedir bilmeden, geceyi gündüze katarak bu mesleği icra ettim. Benim gibi ömrünü sahaya vermiş gazetecilerin iyi bildiği bir gerçek vardır: "Haber masa başında değil, hayatın tam ortasında pişer."

Şimdi ise sahaya hiç çıkmamış, kaynağın gözünün içine bakıp yalan söyleyip söylemediğini sezemeyen robotlar, önlerine atılan üç beş veriden milyonlarca "tık odaklı" haber kusuyor. Bir zamanlar entelektüel bir birikim, sıkı bir takip, cesaret ve sarsılmaz bir etik gerektiren bu meslek; şimdilerde prompt (komut) yazmayı bilen herkesin yapabileceği bir "içerik konfeksiyonuna" dönüştü.

Sanki ürkütücü bir roller değişimi yaşıyoruz. Bir yanda insan gibi öğrenmeye, duyguları taklit etmeye çalışan "ruhu olan robotlar" var. Diğer yanda ise sabahtan akşama kadar ekran kaydırıp, yapay zekanın önümüze yığdığı o ruhsuz, birbirinin aynısı hazır şablonları tüketen ve gitgide "robotlaşan ruhlar"...

Asıl tehlike teknolojinin gelişmesi değil, bizim kolaycılığa kaçıp sadece birer "tüketici" haline gelmemiz. Üretmek zahmetlidir. Gerçek bir haber yapmak; şüphe duymayı, kapılardan dönmeyi, doğruyu bulana kadar sabretmeyi ve gerekirse o mesaisiz gecelerde uykusuz kalmayı gerektirir. Yapay zeka bize bu zahmeti ortadan kaldırmayı vaat ediyor. Bir tuşla kusursuz bir metin, bir tuşla kusursuz bir analiz... Ancak bu kusursuzluk doğası gereği soğuktur ve gerçeğin kokusunu taşımaz. İnsanı insan yapan, gazeteciliği ise "toplumun vicdanı" kılan şey, o satırların arkasındaki insani adalet duygusu ve dökülen alın teridir.

Gelecekte bizi ve mesleğimizi kurtaracak olan şey, robotlarla hız veya veri yarıştırmak olmayacak. Çünkü o yarışı çoktan kaybettik; hiçbirimiz bir algoritmadan daha hızlı klavye sallayamayız. Bizi biz yapacak olan, yapay zekanın asla sahip olamayacağı o eksik yanımızdır: Merakımız, vicdanımız, şüpheciliğimiz ve sahada, o tozun toprağın içinde insanla kurduğumuz o benzersiz empati.

Görünen o ki, yapay zekanın bu istilası mesleğimizi tamamen yok etmeyecek ama bizi felsefi bir yol ayrımına zorlayacak. Kolayca üretilen ve aynı hızla tüketilen ruhsuz yapay zeka içeriklerinin kölesi mi olacağız; yoksa bu teknolojiyi sadece bir araç olarak kullanıp, gazeteciliğin o asıl gücünü, yani sahada "insana dokunan" ve emek verilen yüzünü yeniden mi hatırlatacağız?

"Çünkü günün sonunda robotlar ne kadar ruh kazanırsa kazansın, gerçeği arayan insan ruhunun robotlaşmasından ve yılların emeğinin hiçe sayılmasından daha büyük bir trajedi olamaz. Ve korkarım ki biz sustukça, gerçeğin peşinde koşan son nesil olarak tarihin tozlu sayfalarında yerimizi alacağız."